Cevap :

BARAJLARIN ÇEVRECİ YÖNÜ

Elektrik üretimi, taşkın kontrolü ve sulamanın yanı sıra, barajların bilinen en çevreci yönleri, çeşitli kuş türleri için barınak olmaları ve ayrıca ekonomik getiri de sağlayan tatlı su balıkçılığına imkân vermeleridir. Oluşan göl sunî de olsa kuşlar için tabiî bir mekân olagelmekte ve kısa sürede bölgede yeni kuş türleri görülmeye başlanmaktadır. Ayrıca baraj çevreleri, bölge insanına yaz ve kış mesire (rekreasyon) yerleri olduğu gibi. baraj gölü de çeşitli su sporları için ideal bir ortam hazırlamaktadır.

Bunların yanı sıra enerji ihtiyacını hidroelektrik santrallerden karşılamak hava kirliliğini azaltıcı rol oynar. Çünkü ihtiyaç duyduğumuz enerji, kömür, petrol veya tabiî gaz gibi fosil yakıtlar kullanan termik santrallerde üretildiğinde atmosfer milyonlarca ton kül, partikül, karbondioksit, azotoksit ve kükürt-dioksit ile kirletildiğinden (1 Kwh elektrik enerjisi, kömürle çalışan bir termik santralde üretildiğinde 1.000 g. doğal gazlı bir santralde üretildiğinde 600 g karbondioksit açığa çıkmasına sebep olmaktadır), aynı miktar enerjinin tabiatta en çok bulunan ve en yenilenebilir bir enerji kaynağı olan su kullanılarak üretilmesi, atmosfer dostu bir metot olarak karşımıza çıkmaktadır.


ÇEVREYE VERDİKLERİ ZARARLAR


Her şey yukarıda anlattığımız gibi toz pembe değil ne yazıkki; bu insan yapısı göllerden dünya üzerinde toplam 800.000 adet bulunmakta, bunlardan 39.000'i büyük ölçekli barajlardan sayılmakta ve ziraî, hidrolojik, ekolojik, oşinografik. sismik, çevresel ve sosyo-ekonomik açıdan çeşitli zararlara sebep olabilmektedirler.

Barajlar muazzam bir su kütlesi depoladıklarından yer kabuğu üzerinde çok büyük bir gerilme oluştururlar. Bu gerilme mevcut tektonik gerilmelere eklenip, deprem için belli bir eşik gerilme değerinin aşılmasına ve bölgenin sismik olarak aktif hâle gelmesine yol açabilmektedir. Bu yüzden baraj yerinin seçiminde jeofizik incelemelerin önemi büyüktür. Örneğin. 1970'li yıllarda yapılan Keban Barajı için seçilen yer tektonik olarak aktiftir ve bölgedeki sismik aktivite ile baraj su seviyesi arasındaki ilişkiyi incelemek üzere DSİ ve Kandilli Rasathanesi arasında ortak bir proje yürütülmektedir. Jeofizik etütler sadece barajın deprem güvenliği için yapılmamaktadır elbette; baraj inşa etmekle hedeflenen sunî bir göl oluşturmak olduğuna göre göl tabanı su kaçırmamalıdır. Bu da tamamen göl tabanı jeolojisiyle ilgilidir. Aksi takdirde yapılan bütün yatırım boşa gideceği gibi, çevreye verilen zarar da yanına kâr(!) kalacaktır. Buna ülkemizden tipik bir örnek 1950'li yıllarda yapılan Konya May Barajı'dır. Bu baraj tam bir mühendislik fiyaskosudur. Baraj her şeyiyle tamamlanmış, ancak su tutmak mümkün olamamıştır. Baraj, göl tabanında bulunan ve yer altında devam eden, fakat üstü alüvyon ile dolduğu için hemen fark edilemeyen düden şeklindeki büyük boşluklar üzerine inşa edildiği için oluşan su basıncına dayanamayarak çöken bu boşluklar gölde birikmeye başlayan bütün suyu âdeta içip bitirmiştir. Teknik fizibilite aşamasında tespit edilmesi gereken bu boşluklar, pahalı bir fatura karşılığında ancak baraj inşaatı tamamlandıktan sonra öğrenilebilmiştir.

dostum cevabı konuya sığmıyor ancak sen tüm açıklamaları bu siteden bulabilirsin > http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/kazandirdiklari-ve-kaybettirdikleriyle-barajlar.html